• Anasayfa
  • Moda
  • Güzellik
  • Seyahat
  • Mekan
  • Dekorasyon
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Zvezda Ognyanova

Merhaba!

Yine bir mekan yazısıyla kaldığım yerden devam ediyorum. Malum, yeni açılan mekanları keşfetmeyi ve sürekli yeni tatlar denemeyi çok seviyorum, Bubblin de gitmek ve o meşhur waffle'ını denemek için sabırsızlandığım yerlerdendi.

Spontane bir şekilde önünden geçmekte olduğumuz bir gün dalıverdik içeri kardeşimle.


İçerisi oldukça ufak ama bir o kadar da ferah. Turkuaz renkli yaprak desenlerinin arasında her iki duvarda da yer alan pembe neon ışıklı yazılar oldukça şirin ve tam fotoğraf çekinmelik! Aşık olduğum rose gold ve mermer ikilisi de masa-sandalyelerde kullanılınca benim bayıldığım bir dekor çıkmış ortaya. İç mekanda bu görseldeki küçük kare masalardan 6-7 adet bulunuyor, bir o kadar da camekanlı dış mekanda var. 


Bu da diğer duvarın yazısı. Elimdeki de 'Strawberry Love' isimli muz, çilek, Nutella ve dondurmadan oluşan klasik lezzetlerinden. Şunu çok net söyleyebilirim ki normalde Waffle sevmeyen ben, bu lezzete bayıldım! Klasik waffle'ların kalın hamuru ve üstündeki yoğun çikolatası beni oldukça bayıyor, dolayısıyla yemeyeli bir seneyi geçmiştir ama gel gelelim Bubblin Waffle bizim bildiklerimizden değil. İncecik, çıtır çıtır bir hamur ve öyle zevkli ki yemesi! Ciddi anlamda da lezzetli. Kardeşim ise karamelli, muzlu ve bisküvili bir çeşit olan 'Banana Dream' tercih etti, itiraf etmeliyim o çok daha güzeldi!


Bu son görseli kendilerinin Instagram sayfalarından aldım; malum ben duvarların önünde foto çekinmekten ve afiyetle yemekten menüyü çekmeye fırsat bulamamışım :) Fix menü bu şekilde, ama Sevgililer Günü'ne özel kırmızı hamurlu kalpli çok şirin bir waffle'ları daha vardı, vakit bulamayıp gidemediğim için ziyadesiyle beni üzecek kadar güzel görünüyordu :) Yani zaman zaman farklı çeşitleri de olabiliyor. Dolayısıyla Instagram hesaplarına (@bubblinwaffle) göz atarak iştahınızı iyice kabartabilir, gitmek için sabırsızlanabilirsiniz! 

Fiyatlara gelince; 22-26 TL arası değişiyor. 

Hoşçakalın!





Şubat 27, 2020 No yorum
Merhaba!

Baktım Instagram paylaşımlarımda en çok mekan postları hit alıyor, ben de yeni haftaya yeni mekan yazısıyla başlayalım istedim. 

Aslında bir ayı geçti mekanı görüp fotoğraflayalı ancak bugüne kısmetmiş yazmak. Neyse, geç olsun güç olmasın, zaten de henüz pek bilinmeyen yepyeni bir mekan Le Profit'ti.

Bursa Beşevler mahallesinde yer alan bu cici kafe, son yıllarda çok popüler olan çiçekli duvar konsepti ve rustik aydınlatmalarıyla, farklı farklı masaları ve pek dekoratif tablolarıyla daha girer girmez kalbimizi çaldı. Çiçekli duvarın önündeki masada oturabilmek için bayağı bir sıra bekledik ilk gidişimizde, ancak nasip olmadı. Daha sonraki gidişimizde ise şans bizden yanaydı :)



Dış mekandaki masaları da en az içeridekiler kadar şirin. Vazolar ve içerisindeki bahar dalları, pampaslar, kısaca herşey çok ince düşünülmüş. 

Camekan içerisindeki tatlılar ise tam diyet bozdurmalık! İlk gidişimde tercihim en favori tatlılarımdan olan rengarenk macaron tabağından yana oldu, daha sonra ise her mekanda denediğim San Sebastian Cheesecake denedim, sunumuyla lezzetiyle efsaneydi! 





Burasının sadece tatlı, pasta, kurabiye, şokola gibi çeşitlerin bulunuduğu bir kafe olduğunu belirtmeliyim, yemek yok yani. Tuzlu birşey de bulamazsınız, sadece nugget tarzında bir çeşitleri var yanlış hatırlamıyorsam. 


Personelin ilgisi çok güzel, oldukça güleryüzlüler. Ancak iki gidişimizde de aynı bayandan fotoğrafımızı çekmesini rica ettik, ikisinde de "Çok yoğunum!" diyerek reddetti. Evet genel olarak oldukça yoğun, gelenlerin masa bulamayarak bekledikleri bir mekan ama ikinci ricamızda ortalık o kadar da yoğun değildi, hatta ilk redden sonra özellikle sakin bir anı kollamıştık, buna rağmen aynısını söyleyip beş dakika sonra dışarıda başka bir masanın fotoğrafını çektiğini gördüğümüzde biraz bozulduk açıkçası. Sonradan gelip bizim kendi kendimizi fotoğraf çekmeye çalıştığımızı görünce yine insafa geldi de çekti sağolsun :)

Fiyatlara gelince, 5 adet macarondan oluşan tabak 20 TL, San Sebastian 18-20 TL civarında yanlış hatırlamıyorsam. Bu segmentteki mekanlarla fiyatlar hemen hemen özdeş. 



Kısaca genel olarak sevdiğimiz bir mekan oldu bizim için Le Profi'ti. İncelemek isterseniz Instagram adresleri @leprofitticoffee. 

Bir dahaki mekan yazısında görüşmek üzere!




Şubat 24, 2020 No yorum
Herkese merhaba!

Bundan 3 yıl kadar önce kapattığım eski ve oldukça popüler bir blogum olduğundan bahsetmiştim, yaklaşık 5 yıl yazdım ve bu süre boyunca hep anonim takıldım. Şimdi tekrardan yazmaya başladığım blogumda da bu durumu sürdürmeyi düşünüyorum. Niye mi?

Elbette bir sebebi var. Belki birçoğunuza saçma bir alınganlık ve gereksiz bir tepki olarak gelebilir ancak birazdan anlatacaklarım bu kararı almamdaki kırılma çizgisi oldu.


Üniversite ikinci yılımdayım, blogları yeni yeni keşfetmiş, sabahlara kadar blog okur olmuşum. Ne kadar güzel bir mecra olduğunu, buralarda vakit geçirdikçe ne kadar mutlu hissettiğimi fark etmiş, bir de yazması kim bilir ne kadar keyiflidir diye düşünerek vakit kaybetmeden bu dünyaya adım atmışım. Hiç bir şekilde kod yazan, site tasarlayan kişilerle iletişime geçmeden, onlara para harcamadan geceler boyu araştırmış, uğraşmış, kod yazmayı öğrenip kendime harika bir blog sayfası tasarlamışım, tüm fotoğrafları kendi emeğimle çekmiş düzenlemiş ve asla alıntı bir görsel kullanmadan bir sürü özgün içerik oluşturmuşum. 

Tabii ki tüm bunları yaparken arkadaşlarıma blogumu anlatınca verecekleri tepkiyi düşünerek heyecanlanmış, onlara gösterene kadar blogumu biraz şekillendireyim derdine düşüp sabırsızlanmışım. Sonra ne mi olmuş?

Hayal kırıklığı... Üniversite kantininde kalabalık arkadaş grubumla otururken büyük bir heyecanla bahsettiğim, gösterdiğim bloguma ve Instagram hesabına tepkileri o kadar can sıkıcıydı ki... Hele bir tanesinin sözleri dün gibi aklımda; "Ne kadar boş şeylerle uğraşıyorsun ya, işin mi yok?"

Bırakın desteklemeyi, takibe almayı, hiç birisi gözünün ucuyla bakmadı bile. O kadar utandım ki, sonra da utandığım için kendime kızdım. Niye utanıyordum, ayıp birşey miydi yaptığım? Hayır, onların yaptığı ayıptı. Benim ilgimi çeken şeyler bir başkasının ilgisini çekmeyebilir, herkes blog okumayabilir, takip etmeyebilir, hatta evet saçma da bulabilir, ama 'arkadaş' dediklerinin tepkisi bu mu olmalıydı? O an karar verdim anonim takılmaya, hatta en yakınlarım haricinde 'arkadaş' sandığım sığ kişileri engellemeye... Olur da Keşfet'lerine çıkarım, bir şekilde ben olduğumu anlarlar da dillerine düşerim, yine alaycı ifadelerine maruz kalırım diye üşenmeden hepsini tek tek engelledim blog hesabımdan.

Tüm bunları anlatırken en yakın çocukluk arkadaşlarımı ve benim yaptığım işe, hobime saygı duyan herkesi tenzih ediyorum; takip etmiş etmemiş umurumda değil ve konu asla bu değil, ben bir hobi edindim ve ciddi vakit-emek harcadım blogumun aktif olduğu süre boyunca. Dolayısıyla tabii ki beni destekleyen, paylaşımlarımı sabırsızlıkla bekleyen yakın çevrem sayesinde ve bu mecra ile tanıştığım Bursalı blogger arkadaşlarım sayesinde mutlulukla, ilk günkü hevesle yazmaya devam ettim. 200 küsur yazıya ve 2000'e yakın Instagram postuna ulaştım ancak kimliğimi, yüzümü hiç paylaşmadım, anonim olarak gayet mutluydum, şimdi de aynı şekilde devam etmeyi planlıyorum. Gerçi bu kez yakın çevremdeki herkes beni fazlasıyla destekliyor, hatta blogumu tekrar açmam için onlar beni heveslendirdiler, yine de bu şekilde tercih ediyorum. 

Üniversitedeki o arkadaş grubuma gelince, hiç birisiyle görüşmüyorum desem? Okulu bitirir bitirmez bir hoşçakal bile demeden hepsi sığ düşüncelerini de alıp memleketlerine geri döndü ve zaten ne kadar vefasız olduklarını, bana aslında hiç değer vermediklerini göstermiş oldular. Kalan birkaç tanesiyle ise hala çok sık görüşüyorum ve blogumdan bahsettiğimde büyük bir heyecanla bana bir dolu fikir ve öneride bulundular!

Yeniden adım attığım bu macerada yanımda olan herkese sevgilerimi gönderiyorum!

Hoşçakalın!



Şubat 21, 2020 No yorum
Merhaba!

Düzenle aranız nasıl? Ev dekorasyonunuz, çalışma masanız, ofisiniz gibi yaşam alanlarınızda organize olmayı sever misiniz yoksa biraz daha salaş ve doğaçlama mı tercih edersiniz?

Bana sorarsanız; herşeyin kendine ait bir yerinin olması ve olabildiğince düzen sanırım beni daha çok mutlu ediyor, ancak elbette ki günlük hayatın koşuşturmacasında her daim o kadar düzenli ve organize olamayabiliyorum...

Bugün biraz ev dekorasyonumdaki düzenden ve bunu sağlamak için kullandığım organizerlerden bahsetmemin size fikir verebileceğini düşündüm. Evet, gerçekten ortalıktaki gereksiz dağınıklığı gizlemek ve her alanda daha derli toplu görünmek hem kendimi iyi hissettiriyor, hem de inanılmaz kolaylık sağlıyor. Bu yüzden Trendyol'da sürekli ev ve yaşam butiklerine, organizerlere gidiyor elim.

Özellikle makyaj fırçaları için kullandığım kutumdan bahsetmek istiyorum; hangi firma olduğunu hatırlamıyorum ama bundan seneler öncesinde eski blogum aktifken düzenlemiş olduğumuz bir blogger etkinliğinde hediye olarak gelmişti, ben de kullanmaya kıyamayıp bugünler için çeyizime saklamıştım :)



İyi ki de öyle yapmışım, şeffaf pleksi tasarımıyla makyaj masamda oldukça derli toplu ve kalabalıktan uzak fresh bir görüntü yaratıyor, ayrıca kapaklı olması ve her türlü tozdan fırçalarımı koruması da cabası. İçerisinde yine pleksi malzemeden üçlü bölme var, tercih dahilinde çıkarılabiliyor ve onsuz da kullanabiliyorsunuz, ben dik durmaları için çıkarmıyorum. Sizler için bu ürünün benzerlerini bulup derledim, toplu olarak diğerleriyle birlikte en aşağıya link bırakacağım!

Yeni evimde hep hayalini kurduğum ve mutlaka olmalı dediğim bir diğer parça da saat kutusu.




Saat kullanmayı ve çeşit çeşit yeni saatler almayı çok seviyorum, dolayısıyla bir sürü paralar ödediğim saatlerimin bir çekmecede birbirine çarparak dağınık durmasına gönlüm el vermezdi. Şimdilik 12 bölmeli içi beyaz dışı siyah deri, üstü cam kapaklı organizerim eşimle ikimizin saatlerine yetiyor ve çok düzenli, modern bir görünüm sağlıyor! Ayrıca da kendi özel yastıkçıklarının içerisinde tertemiz duruyor saatlerimiz. Aynı zamanda bileklik/mücevher organizeri olarak ta kullanmanız mümkün olan bu kutuya bir çok sitede farklı fiyatlarla sahip olabilirsiniz, benim önerilerim ise aşağıda linkte.

Bileklik demişken Miniso'dan almış olduğum ve hatta neden bir tane daha almadığım için kendime kızdığım takı organizerim de en kullanışlılar arasında. Bu mini kutu da çoğunlukla bileklik tarzı takılar için dizayn edilmiş ve ben de amacına uygun biçimde kararabilecek veya zarar görebilecek hassas takılarım için kullanıyorum. Böylelikle birbirlerine dolaşmadan düzenli bir şekilde muhafaza ediyorum hepsini.



Banyoda çok ama çok işime yarayan, bayağı kolaylık sağlayan bir diğer organizer de disk pamuk ve pamuklu çubuk kutuları. Hemen hemen her kozmetik markette ve Trendyol'da sürüsüne bereket bulabileceğiniz bu uygun fiyatlı ürünler yine şeffaf pleksi olmaları sayesinde her banyoya uyum sağlamasının yanı sıra içerisinden pamuğu çekip almak suretiyle büyük kolaylık ta sunuyor. Pamuklu çubuk kutusu da aynı şekilde, çekmece gibi açık olan küçük bölmesinden rahatlıkla alabiliyorsunuz. Kapak açma/kapama, poşetten çıkarma derdi yok. Şiddetle tavsiye!



Yine Trendyol ganimetlerinden biri olan rengarenk cırt cırtlı bant organizerler de evdeki kablo dağınıklığını gizlemek için birebir. İşe yarar mı yaramaz mı bir şüphem vardı açıkçası ancak çok uygun fiyatıyla denemeye değer diye düşünerek aldım, bir pakette 6 adet vardı ve evet, oldukça iyi iş görüyor. Bilgisayarımın şarjını, televizyonun ve modemin arkasında sarkan kabloları, ütü, maşa, düzleştirici gibi uzun kablolu elektronik aletleri çok düzenli bir şekilde saklamama yardımcı oluyor. Bir paket daha alınacak!



Edit: kırmızı cırt bandın biraz önce kendiliğinden yırtılıp koptuğunu gördüm, sanırım biraz dayanıksızlar ve birkaç aylık kullanım sonrasında yıpranabiliyorlar. Yine de tv arkası gibi ikide bir söküp takmayacağınız yerlerde kullanmak için kullanışlı olduğu kanaatindeyim hala.

Son olarak dar ve küçük mutfaklarda oldukça büyük iş gören dolap içi raflardan bahsedeceğim. Malumunuz yeni evliyim ve oldukça fazla kahve takımı hediye geldi, ee ben de çok seviyorum her takımdan iki kişilik bile olsa dolabıma dizmek ve hergün farklı farklı içmek istiyorum, dolayısıyla mutfak dolaplarımdaki kalabalık ve sıkışıklık kaçınılmaz bir durum. Ama bu uygun fiyatlı raf sayesinde gereğinden fazla yüksek olan bardak/fincan dolaplarımın içi daha kullanışlı hale geldi, hatta bir tane daha almayı planlıyorum. 



Tüm bunlar dışında Trendyol ve bilimum mağazalarda görüp görebileceğiniz makyaj malzemesi, ruj organizeri gibi ürünlerdense çekmece içi bölmeli organizerleri kullanmayı daha çok seviyorum, masa üzerinde kalabalıktan pek hoşlanmıyorum. O yüzden evimde o tarz ürünlere yer vermektense makyaj çekmecemin içerisinde bölmeli kutular kullanmayı tercih ettim, ama o da bir başka zaman yazmayı planladığım "Makyaj Düzenim" başlıklı yazının konusu olsun :)

Tüm bunlara benzer ürünlerden derlediğim Trendyol favorileri listem içinse ŞURAYA tık!

Hoşçakalın!




Şubat 18, 2020 No yorum
Herkese merhaba!

Netflix'te neler izliyorsunuz? 

Benim Netflix üyeliğim yeni sayılır, abone olur olmaz ilk yaptığım iş üniversite yıllarımda 4 sezon boyunca izleyip sona yaklaşmışken bıraktığım Gossip Girl'ü bitirmek oldu. İnanılmaz seviyorum, hatta bayağı sıkı fanıyım diyebilirim. New York aşkım seneler önce bu diziyle beraber baş göstermişti, o gün bugündür o uyumayan şehri görmek hayalimdi, şimdi resmen en büyük tutkum haline geldi! Mekanlarıyla, kıyafetleriyle, skandallarıyla tam bir olay dizi Gossip Girl, soluksuz izledim 6 sezonu ve hiç ara vermeden bu sefer bitirdim. 


Şöyle bir huyum var ki bir diziyi izlerken yanında ikincisini izleyemiyorum. İlla bitireceğim, ondan sonra yeni diziye geçeceğim, bölük pörçük bir onu bir bunu izleyince olay örgüsü çorba oluyor bende, hiç kesintiye uğramadan bitmesini istiyorum izlediğim dizinin.

Bundan mütevellit ki çevremdeki arkadaşlarım her Allah'ın günü bir başka diziden bahsederken ben hayretler içerisinde nasıl kafaları karışmadan bu kadar çok dizi izlemeye fırsat ve vakit bulduklarını düşünmekten kendimi alamıyorum :) Şahsen ben ev-iş arasında mekik dokurken çok fazla vakit ayıramıyorum, günde bir bölümü araya birşey girmeden bitirebilirsem kar sayıyorum. Ama bu durum yeni evli oluşumdan, eskiden eve geldiğimde odama girip gece yarısına kadar dizi izlerken şimdi öyle bir durumun söz konusu olmamasından, eşimle birlikte yemek yapıp uzun uzadıya sofra keyfi yapmamızdan ve vakit tv vakti olduğunda ikimizin ortak zevkine hitap eden birşeyler izlememizden kaynaklanıyor olabilir pek tabii...

Her neyse, Gossip Girl'den sonra La Casa de Papel'in üçüncü sezonunu bitirdim. İtiraf ediyorum bu diziye aşırı meşhur olduğu ve övüldüğü için başlamıştım, diğer bir huyum da başladığım bir diziyi/filmi/kitabı sevsem de sevmesem de asla yarım bırakmamak! La Casa de Papel için sevmedim diyemem, ama çok ta hayranı değilim. Evet aşırı heyecanlı kabul, hatta bazen izlerken nefesimi tuttuğumu farkediyorum, zaten dizinin beni çeken yanı da bu. Ayrıca İspanyolca diline bayılıyorum ve kurgunun inanılmaz zekice olup her yeni bölümde beni biraz daha şaşırtmasını seviyorum. Çok heyecanlı bir yerde kaldı, yeni sezonu sabırsızlıkla bekliyoruz bakalım...


O sıralar Atiye aldı başını gitti. Öyle bir patladı ki, çevremdeki herkes ve tüm bloggerlar öve öve bitiremedi. Hemen başladık tabii, bana kalırsa fiyasko! Tek beğenmeyen benim herhalde diye düşündüm bu kadar abartılınca, ama cidden gereksiz bu kadar övgü. Tamam kurgu güzel, alışılagelmiş banal dizilerden farklı bir olay örgüsü ve konusu var yazan yazmış tamam ama, o nasıl bir uhlevilik olağanüstülüktür be kardeşim? Bazı sahneler aşırı uhlevi, aşırı mantıksızdı. İzlerken sürekli anlamaya çalışmakla geçirdim vaktimi, ve inanılmaz garip bir yerde bitti sezon. Eşim sırf meraktan ikinci sezonu izleyeceğini söylüyor, onunla beraber izlerim ama yoksa hiç ilgimi çekmedi maalesef, hele o Beren Saatin mıymıy, şımarık konuşmaları, hal ve hareketleri... 


Yine çevremden duyarak başladığım bir dizi Elite. Konusu hakkında hiçbir şey bilmeden sırf merakımdan başladığım bu dizi ilk bölümlerde beni biraz sıksa da ikinci sezon itibariyle sürüklemeye başladı; kaçıp kovalamacalar, saklanan sırlar ve entrikalar derken yine üçüncü sezonu iple çektirecek bir yerde bitti. İspanyolcanın o hızlı ve akıcı aksanı bu dizide de beni benden alıyor, ayrıca yeni sezonda diziye dahil olan Rebeka'yı da pek bir sevdim.


Sex Education da bitirip yeni bölümlerini beklediğim dizilerden. Çekildiği yerler, sürekli yeşilliklerin içinde geçmesi ve oldukça eğlenceli olay örgüsüyle kendini izlettiriyor, özellikle Eric'e bayılıyorum. İlk bölümlerde dizinin hep aynı formatta ilerleyip bir süre sonra sıkacağını düşünsem de öyle olmadı, bazı sahneler oldukça duygu yüklü, anlamlı ve bazılarıysa cidden çok eğlenceli!


The Witcher Netflix'te görüp izlemem gerektiğini düşündüğüm bir diziydi, sadece 3 bölüm ilerleyebildim. Aşırı karışık, her bölüm bambaşka karakterler ve bambaşka bir olay örgüsü, aradaki bağlantıyı bir türlü kuramayıp olayları kaçırınca kafam çorba oldu ve dolayısıyla hiç sarmadı. Ama kime sorduysam herkes 6-7 bölüm sonra tüm olayların yerli yerine oturacağını ve çok saracağını, heyecanlı bir hal alacağını söylüyor. Devam eder miyim bilemiyorum.


Şu sıralar izlediğim diziyse The Crown. Prenses Diana belgeselini izlemem ile başlayan İngiltere, krallık, Kraliçe Elizabeth gibi konulara olan ilgimi daha da perçinleyerek her bölümde artıran bu dizi bayağı sardı beni. Bitirmek için sabırsızlanıyorum, her boşlukta izliyorum.


Bitirdikten sonraysa izlenecekler listem şöyle;

You
Vis A Vis
Lucifer
Stranger Things
Messiah
Peaky Blinders
Black Mirror
Dark
Outlander
The 100
Dracula
You Me Her
The Irishman 
Hakan Muhafız 
Fi
How I Met Your Mother
Locke & Key

Fi aslında kitabını okumadan izlemek istemediğim için bu kadar ertelediğim bir diziydi, ama yayınlandığı dönemde o kadar patladı ki hala birileri yanımda bu diziden bahsettiğinde çok şey kaçırmış gibi hissedip pişman oluyorum, dolayısıyla kitabını alıp okumayı bekleyemeyeceğim, başlayacağım. Hakan Muhafız da yine çok ses getirmişti, hala merak içerisindeyim, o da izlenecek.

Bunlar dışında önerileriniz varsa alırım! Hoşçakalın!





Şubat 11, 2020 No yorum
Herkese merhaba!

Dünkü hediye önerileri yazımdan sonra bir de kendi dolabımdan parçalarla Sevgililer Günü için kombin önerileri vermek istedim. Kombinlediğim parçaların ya bu sezondan olmasına ya da kolaylıkla çok benzerlerini bulabileceğiniz parçalar olmasına özellikle özen gösterdim. 




 1. Şık bir yemek; elbise H&M yeni sezon, çanta Stradivarius yeni sezon, çizme Pelinin Ayakkabıları yeni sezon.

2. Başbaşa bir içki; ceket Bershka eski sezon ama bu sezonda da gördüm yanlış hatırlamıyorsam, gömlek hediye ama Trendyol'da her rengi mevcut, etek özel dikim yine Trendyol ve Insta butiklerde çok benzerlerini bulabilirsiniz, çanta Forever New eski sezon, çizme I Love Shoes eski sezon ama bu sezon aynısı LC Waikiki'de var.



3. Dağ evi / steakhouse; şapka Trendyol yeni sezon, kazak Denizbutik eski sezon, kürk yelek Stradivarius eski sezon, deri tayt herhangi bir butikten alınma, çanta Mango eski sezon ancak çok benzerleri piyasada dolu, çizme Denizbutik yeni sezon.

4. Rahat bir sinema ortamı; boğazlı bluz LCWaikiki eski sezon, etek Ataşık ve şu sıralar tüm butiklerde bulunan bir model, çanta Mango eski sezon, çizme Denizbutik yeni sezon.

Sevgiliniz olsun olmasın, güzel bir 14 Şubat geçirmeniz dileğiyle,
 hoşçakalın!








Şubat 10, 2020 No yorum
Merhaba!

Yazmak resmen terapi! O halde Sevgililer Günü'ne sayılı günler kala hala ne hediye alacağına karar veremeyenler için birkaç nacizane fikir paylaşmak istedim.

Malumunuz efendim henüz buralarda yeniyim, Instagram hesabımda 10K takipçiye ulaşamadığımdan mütevellit yukarı kaydırmalı Trendyol favorileri, site linkleri vs. paylaşamıyorum, ama blog sayfam ne güne duruyor değil mi?

Trendyol'da seçtiklerimle başlamak istiyorum, erkeklere hediye seçmek benim için hep zor olmuştur. Parfüm, kemer/cüzdan seti, saat veya şık bir gömlekten başka fikir gelmez bir türlü aklıma. Artık Trendyol sağolsun yüzlerce seçeceğimiz var. Neler beğendiğimi görmek için ŞURAYA tıklayabilirsiniz!


Elbette bu yazıyı sadece kadınların okumadığını düşünerek biz kadınlar için de birkaç parça favladım. (Kocacım belki bu yazıyı okursun da bu ve bundan sonraki özel günler için hediye seçme derdinden kurtarmış olurum seni :) ŞURAYA tıklayarak kız arkadaşlarınıza/eşlerinize hediye seçebilirsiniz.



Alışılagelmiş hediyelerin beraberinde alternatif seçenekler de ekledim, her tarzda kişiye hitap edebilecek bir liste oluşturduğumu düşünüyorum. Yalnız şöyle bir baktım da; erkekler için seçtiğim hediyelerin bir kısmından oluşturduğum kolaj simsiyah, kadınlar için olan tamamıyla pembe görünüyor, oysa listemde öyle değil yanılgıya düşülmesin, katiyen pembik gelin (!) değilim :)

Yazımı bitirmeden önce eklemek istediğim birşey var ki o da sevene her gün Sevgililer Günü olduğu... Belki biraz klişe ama biz eşimle iki yıllık sevgililik dönemimizde Sevgililer Günü'nü hiç hususi kutlamadık, hediyeler almadık, her zaman nasıl buluşup kahve içmeye, yemek yemeye veya sinemaya gidiyorsak yine normal bir gün gibi aynı şeyleri yapmaya devam ettik. Kutlamamak özel tercihimiz veya çabamız değildi, sadece öyle gelişti ve o bana iki 14 Şubat'ta da çiçek aldı. Bu beni mutlu etmek için yetip arttı, hem zaten içimizden geldiği an alınca güzel değil mi hediye vermek?

Görüşmek üzere!



Şubat 09, 2020 No yorum
Merhaba!

Keşfet'te karşıma çıkıp vakit kaybetmeden keşfettiğim tatlı mı tatlı bir mekanı sizlerle de paylaşmak istedim; Madam Shelios.


Bu tarz renkli, çiçekli böcekli, ışıqlı mışıqlı (:D) konsept mekanları keşfetmeyi çok seviyorum. Geçen akşam biz dört kız arkadaş atladık gittik. Hafta içi olmasından mıdır yoksa henüz çokça bilinmemesinden midir şansımıza bomboştu, istediğimiz masaya oturma ve her köşesinde onlarca fotoğraf çekinme imkanımız oldu. 




4-5 masadan ibaret, bol pembeli, hem içeride hem dışarıda oturulabilen küçük ama şirin bir ortam. Vitrini rengarenk, çeşit çeşit, aklınıza gelmeyecek bir sürü değişik aromalı çikolatayla dolu. Bir cheesecake delisi olarak benim tercihim o an için San Sebastian'dan yana oldu, arkadaşlarım ise fondü aldılar. San Sebastian gerçekten çok lezzetliydi ve koca bir dilim servis edilmesi de ayrı kalbimi kazandı :)



İçeride bizden başka kimse olmamasına rağmen servis biraz yavaştı, ancak biz kıyıyı köşeyi fotoğraf çekmekle meşgul olduğumuzdan pek sıkıntı olmadı. Tek sıkıntı menüye bakmadan verdiğimiz siparişlerimizden sonra hesap ödeme kısmında oldu :) Bir dilim cheesecake 25 TL gibi bir fiyata sahip, Balat gibi bir muhit için ortalama sayılabilir ancak yine de genele bakacak olursak ortalamanın bir tık üstünde diyebilirim. 


Yine de gidip görülesi bir mekan, yaz mevsiminde çok daha keyifli olur diye düşünüyorum, özellikle dışarısı. İncelemek isterseniz Instagram hesaplarına şuraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

Hoşçakalın!

-Zvezda


Şubat 03, 2020 No yorum
İyi pazarlar!

Bursa'da haftasonunu şehrin gürültüsünden, curcunasından, stresinden uzakta doğayla ve sevimli dostlarla iç içe geçirmek isteyenlere harika bir önerim var; Tabiat Binicilik Merkezi!


Uzun zamandır Instagram reklamlarında karşıma çıkıp duruyordu, gitmek için kar yağmasını bekledim çünkü profilindeki fotoğraflarda karlı haliyle çok daha cezbedici görünüyordu. Ancak baktım gördüm ki karın yağmaya niyeti yok, geçen hafta dayanamayıp çıktık yola...

Fakat o nasıl bir uzaklıktır, Kestel'in Kazancı Mahallesi'ne bağlı olan çiftlik benim evimden tam 75 km! Gidene kadar benimki biraz söylendi ama oraya varışımızın daha onuncu dakikasında hiçbir pişmanlığımız kalmadı, hatta bütün gün boyu "İyi ki geldik, daha önce neden gelmedik, nasıl olur da böyle bir yerden haberimiz olmaz?" şeklinde hayıflanıp durduk :) 

Şehirden oldukça uzakta, her tarafın yeşil olduğu hatta yakınlarında bir gölün de bulunduğu çiftlik bayağı büyük bir alana kurulmuş ve içerisinde yok yok; Binicilik Kulübü, Pony Kulübü, Country Kulübü, Okçuluk Kulübü, dolayısıyla birbirinden sevimli ve bakımlı cins cins bir sürü at! Atlar çok dost canlısı, her birini sevdik okşadık, saman ve bilimum ot çırpı ile besledik, bol bol fotoğraf çekindik. Tabii ki tercih ederseniz at binme deneyimini de yaşayabilirsiniz, ancak biz şimdilik etrafı keşfetmekle yetindik. Sömestr tatili de olması dolayısıyla çocuklu aileler çoğunluktaydı, at binen, eğitim alan çocuklarını izleyen aileler kahvelerini yudumluyorlardı. Diğer yanda da dört nala at koşturan kulüp üyesi yetişkinleri gözlemledik.

Tabii ki sadece atlar değil, bir sürü tatlı mı tatlı köpek yine kendileri gibi şirin kulübelerinde sevgi arsızlığı peşinde gelene geçene havlayıp koşturup pati uzatmak derdindeydiler ki inanılmaz oynaştık her biriyle. Küçük bir keçi ağılı, güvercin kafesleri, yapay bir gölün etrafındaki kazlar ve ördekler, tavşanlar... Hayvan sevgisine, yeşile ve doğaya doyduğumuz bir gün oldu.


Şarjımız azaldığında ise kafeye girip sıcak birşeyler içmek aklımıza geldi nihayet. İçine, dışına, dekoruna, her ayrıntısına hayran kaldım, tasarlayanın yapanın eline sağlık! Kocaman bir şömine ve göz alabildiğine ahşap detaylar, her sandalyede sıcacık peluşlar, inanılmaz zevkli tablo ve aksesuarlar... Hele dışarıdaki cam fanuslar! Bu fanusları ilk kez Londra'da Coppa Club'ta görmüş ancak içine girip oturamamış, önünde fotoğraf çekinmekle yetinmiştim, Tabiat'ın reklamlarında görünce beni ilk cezbeden bu fanuslar olmuştu zaten. İnanılmaz keyifli bir ortam, fotoğrafların da harika çıkması cabası.



Bizi tek üzen girişte ödediğimiz kişi başı 22 TL giriş ücreti olmuştu, ancak o gelirin oradaki sevimli dostların bakımı ve beslenmesine harcandığını öğrendiğimizde tabii ki çok mutlu olduk. Bununla beraber kafedeki fiyatlar oldukça ortalamaydı. 

Kısaca biz burayı çok sevdik. Hava kararmaya yüz tuttuğunda ayrıldık ki hala doyamamıştık. Bu kadar uzak olmasa sık sık kaçacağımız bir yer olurdu eminim, ama yine de özlendikçe gidilecek tabii ki :)


Göz atmak isterseniz Instagram adresleri @tabiatbinicilik ve web adresleri Tabiat.co için tıklamanız yeterli. Hoşçakalın!

-Zvezda


Şubat 02, 2020 No yorum
Newer Posts
Older Posts

Hakkımda



30'a 1 kala eski bloggerlık günlerini özleyip ani bir kararla geri dönüş yapan, hem öğretmen hem öğrenci, gezmeye görmeye sehayat etmeye aşık, fotoğraf çekmeye yazmaya çizmeye tutkun, hem yeni gelin hem müstakbel mühendis.

Bize Katılın

Sosyal Medya

Blog Arşivi

  • ▼  2020 (20)
    • ►  Nisan (1)
    • ►  Mart (9)
    • ▼  Şubat (9)
      • Bursa Mekan; Bubblin Bubble Waffle & Beverage
      • Bursa Mekan; Le Profit'ti Coffee
      • Neden Anonim Yazıyorum?
      • Organize Evler
      • Netflix Listem
      • Sevgililer Günü Kombin Önerileri
      • Sevgililer Günü Hediye Önerileri
      • Bursa Mekan; Madam Shelios Çikolata Evi
      • Haftasonu Şehirden Kaçmak İsteyenlere; Tabiat Bini...
    • ►  Ocak (1)
Bumerang - Yazarkafe

ETIKETLER

aktivite amigurumi anonim Atiye aydınlatıcı Balat Bernardo blog blogger Bubblin Bubble Bursa cilt bakımı Color Riche concealer Covid-19 çeyiz çeyiz listesi çiftlik çikolata dekorasyon dizi dizi önerileri doğa düğün düzen elf Elite Emsan etkinlik ev düzeni Evde Kal EvdeKal evlilik evlilik hazırlığı fırça organizeri fondöten gezi Gossip Girl Gratis güzellik hastalık hediye hediye önerileri highlighter hobi indirim Jade Roller kafe Kağan Parfümeri kapatıcı Karaca karantina kombin kombin önerileri Korona La Casa de Papel lifestyle Loreal Madam Shelios makrome makyaj makyaj organizeri marteniçka masaj aleti maskara mekan moda Netflix organize organize ev organizer öneri Paradise Exatic Physicians Formula Pro Luxe pudra Remington Revolution rimel ruj saç saç bakımı saç düzleştiricisi saç kurutma makinesi saç maşası saç sağlığı saç şekillendirme salgın Schafer Sevgililer Günü Sex Education seyahat Stay Home StayHome Tabiat Binicilik takı organizeri Tangle Teezer tarak The Crown The Witcher transparan pudra Trendyol waffle Watsons yayın yeni yeni sezon yeni yazı yeşim taşı yeşim taşlı yüz masaj aleti yüz masaj aleti

Created with by ThemeXpose | Distributed By Gooyaabi Templates